
Hekat
Zeynel Uzunhan'ın hikâyeleştirdiği anıları
Zeynel Uzunhan, Bayburt'un Harmanözü (Macur) köyünde 1948 yılında doğmuş. "Babam, amcalarım, halalarım taşlı tarla adındaki tarlamızı biçerken, anacığım bütün köyün kadınlarını doğurtan Gülüstan Ananın yardımıyla beni doğurmuş" diye anlatıyor. Altısı kız ikisi erkek sekiz kardeşin en büyüğü. Yolu, okulu, elektriği olmayan köylerinde kalırsa onun da reçber olacağını anlayan babası, Malatya şeker fabrikasında iş bulunca okula başlayacağı yıl Malatya'ya göçmüş. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Malatya'da, İktisadi Ticari İlimler Akademisi'ni İstanbul'da okumuş. 1999 yılında emekliye ayrılmış.
Önsöz
Beşiktaş'ta, şimdi lüks bir balıkçı olan, o zamanlar — laf aramızda oldukça pis olduğu hâlde — çok ucuz olduğu için sadece bizim yurtta kalan öğrencilerin rağbet ettiği Meraklı Köftecisi'nde yemeğimi yerken, aklıma mutfakların sultanı annemin hazırladığı ve üzerinde bir tek kuş sütünün eksik kaldığı sofralar geldi. Cebimdeki son paraları verip çıktım. Hafif hafif çiselemeye başlayan yağmurun altında, Akaretler yokuşundan ağır ağır yurda yürüyordum ama aklım o sofralarda kalmıştı.
Babam o sofralarda hikâyeler anlatırdı. Gençliğine, çocukluğumuza, arkadaşlarına, gittiği yabancı ülkelere dair… Konu bizi nereden alır, nereye götürürse artık. Babamın anlattığı ve sonunu da illa bir kıssadan hisseye bağladığı hikâyelerle büyümüştüm... Büyümüş müydüm acaba?
Çok sonraları fark ettim ki babamın ayak izlerini takip etmeye çalışıyorum İstanbul'da. Meraklı'da onun yediği şartlarda yiyor, onun gibi parasızlık çekiyor, onun gibi bakıp onun gibi olmaya çalışıyordum. Neden? Çünkü ben onun hikâyelerindeki kahramanlarla — ki genelde bu kahraman babamın kendisi oluyordu — arkadaştım ve arkadaşlarımla beraber olmak istiyordum. Babamın gençliği eski bir arkadaşım gibi benimle beraber geziyordu İstanbul'u.
Babamın sofra hikâyelerini dinlerken biraz da hüzünlenirdim hep. Kimini belki yüzüncü kez dinlesem de hikâyenin anlatıldığı o keyifli anın zamanda uçup gitmesi üzerdi beni. O yüzden emekli olduktan sonra senelerce ısrar ettim, "bunları yaz baba" diye…
Sonunda yazmaya başladı. O yazdıkça da biz büyük zevk aldık, zira yazdığı çoğu hikâyeyi daha önce hiç anlatmamıştı. Üstüne üstlük usta bir yazar gibi akıcı, sıcak ve samimi bir dille yazıyordu. Sonuçta ortaya bu kitap çıktı. Kitabın edebî bir iddiası yok. Bunlar sadece babamın hikâyeleştirdiği anıları… Tüm çıplaklığıyla, onun dili ve yazısıyla yayınlıyoruz onları.
Daha önce destek verdiğim bir yardım kampanyasından aldığım feyizle, kitaptan gelir elde edip bununla üniversite öğrencilerine burs vermeyi düşündük. Böylelikle bir sinerji yaratmayı ve çok yetersiz de olsa hayata bir katkı sağlamayı umuyoruz.
Daha anlatacağı o kadar çok hikâye var ki…
Barış Uzunhan, Mayıs 2010
- Yazan
- Zeynel Uzunhan
- Yıl
- 2010